LİMAN VON SANDERS

A+ A- A
Yazdır | Bildir | Rastgele

Asıl adı Otto Viktor Karl Liman’dır. Mülk sahibi zengin bir tüccar olan Karl Leonhard Liman (1828-1902) ile Emma Michaelis’in (1831-1892) oğlu olarak Pomeranya bölgesinde, bugün Polonya sınırları içerisinde kalan Stolp kenti yakınlarındaki Schwessin köyünde 17 Şubat 1855 tarihinde doğmuştur. Baba soyundan gelen aile geçmişine ve asıl köken isimlerine dair tarihi kayıtlarda birbiriyle çelişen farklı bilgiler mevcut olmakla birlikte, bu konuda akademik referans kabul edilen Neue Deutsche Biographie (NDB) kayıtlarına göre generalin büyük dedesi, Berlin’de faaliyet gösteren Yahudi inancına mensup banker Isaak Nathan Liepmann’dır (1762-1819). Onun oğlu olan dedesi Victor ise 19. yüzyılın hemen başında (1807/1809) vaftiz edilerek Hristiyanlığı seçmiş ve aile bu dinsel dönüşümün ardından “Liman” soyadını benimsemiştir.

Otto Liman, malikâne sahibi babasının gözetiminde özenli bir eğitim aldı. Çocukluk ve gençlik yıllarının bir kısmını ailesinin Posen yakınlarındaki Sieroslaw malikânesinde, bir kısmını ise Gotha yakınlarındaki tanınmış Schnepfenthal Salzmann Okulunda geçirdi. Berlin Friedrich-Wilhelm Lisesindeki eğitiminden sonra 13 Mart 1874 tarihinde 115. Hessen Büyük Dükalığı Muhafız Piyade Alayında subay adayı (fahnenjunker) olarak askerî kariyerine adım attı ve 1875’te teğmen (leutnant) oldu. Gençliğinden itibaren atlara ve süvari sınıfına karşı büyük bir eğilimi olmasına rağmen başlangıçta orduya piyade olarak giriş yapmış oldu. 1878-1881 yılları arasında Prusya Harp Akademisinde kurmay subay eğitimi gördüğü sırada, 1879 yılında piyade sınıfından süvari sınıfına (Dragoner) geçiş yaptı. Bu geçişle birlikte, süvari birliğine olan ilgisi doğrultusunda 23’üncü Hessen Büyük Dükalığı Muhafız Dragon Alayında görevlendirildi. Böylece süvari eğitiminin merkezlerinden biri sayılan Darmstadt’ta kalmaya devam etti ve burada at yarışlarına katılarak binicilik yeteneğiyle tanınan bir sima haline geldi. Harp Akademisindeki eğitimini 1881 yılında kurmaylık yetkinliğiyle (Generalstabsqualifikation) tamamlaması, kurmaylık kariyerinin başlangıcındaki ilk önemli başarısını teşkil etti. 1885’te üsteğmenliğe (premierleutnant) terfi ederek, 1887’de Genelkurmay bünyesinde görevlendirildi. Ardından 1889’da yüzbaşı (hauptmann) ve 1891’de Karlsruhe’deki 20’inci Süvari Alayında bölük komutanı (eskadronschef) oldu. Uzun yıllar asalet unvanı bulunmayan (burjuva kökenli) bir kurmay subay olarak hizmetini sürdüren Liman, 1894 yılında binbaşı (major) rütbesine terfi etti ve 1900’de Leobschütz’deki 6’ncı Hafif Süvari Alayına (husar) komuta etmeye başladı. Askerî kariyerine 1901’de yarbay (oberstleutnant) ve 1904’te albay (oberst) rütbeleriyle devam etti. 1906 yılında Köln’deki 15’inci Süvari Tugayı Komutanı oldu ve bu görevdeyken 1908 yılında tümgeneral (generalmajor) rütbesine yükseldi. 1911’de Saarbrücken’deki 4’üncü Süvari Müfettişliği görevini üstlendi. Aynı yılın Kasım ayında, korgeneralliğe (Generalleutnant) terfi ederek Kassel’deki 22’nci Tümen Komutanlığına atandı. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in tahta çıkışının 25’inci yılı münasebetiyle ve muhtemelen Türkiye’de kendisine verilecek yeni görevin gerektirdiği diplomatik prestiji sağlamak amacıyla 16 Haziran 1913’te Prusya soyluluk unvanına (erblicher adelsstand) yükseltildi. O tarihte 58 yaşındaydı. Bu asalet unvanıyla birlikte 1877’de Darmstadt’ta evlendiği, kendisinden üç kız çocuğu olan ve 1906’da vefat eden ilk eşi Amalie’nin (Prusya Yarbayı Howard von Sanders’in kızı, d.1858) kızlık soyadını kendi ismine ekleyerek bundan böyle “Liman von Sanders” adını kullanmaya başladı.

Liman von Sanders, Balkan Savaşlarından ağır bir yenilgi ve büyük bir yıpranmışlıkla çıkan Osmanlı ordusunu modernize etmek, teşkilat yapısını yeniden düzenlemek ve askerî eğitim amacıyla 30 Haziran 1913’te Alman Askerî Heyeti (Militärmission) Başkanlığına getirildi. Bu görev için farklı isimler arasından Sanders’in tercih edilmesinde, daha önce Türkiye tecrübesinin bulunmaması nedeniyle Alman Büyükelçiliği tarafından daha kolay yönlendirilebileceğinin düşünülmesinin etkisi vardı. Ayrıca Alman imparatorunun itimat ettiği eski tip bir kıta subayı profiline sahip olması ve Prusya ordusunda artık daha üst rütbelere terfii düşünülmeyen bir general olmasının da belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Bizzat Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından görevlendirilen ve uğurlama sırasında siyasetten uzak durması, sadece orduyla ilgilenmesi tembihlenen Sanders, 14 Aralık 1913’te beraberindeki subaylarla İstanbul’a ulaştı. Almanya’dan hareket ettiği sırada Prusya ordusunda korgeneral (generalleutnant) rütbesini haiz olan Sanders, askerî heyet sözleşmesi uyarınca Osmanlı ordusunda bir üst rütbeye denk gelen Birinci Ferik unvanını aldı. Ancak, Osmanlı idaresi tarafından doğrudan icra yetkisine sahip olan İstanbul 1’inci Kolordu Komutanlığına atanması uluslararası çapta büyük bir diplomatik krize yol açtı. Rus Çarlığı, Boğazların güvenliği ve kendi stratejik çıkarları açısından bu atamaya şiddetle karşı çıkarken İngiltere ve Fransa da Rusya’yı destekledi. Tarihe “Liman von Sanders Krizi” olarak geçen bu gerilim, 14 Ocak 1914’te formüle edilen diplomatik bir çözümle aşıldı. Sanders’in kolordu komutanlığı iptal edildi. Buna karşılık Alman İmparatoru tarafından süvari generalliğine (General der Kavallerie) yükseltilen Sanders, Osmanlı ordusunda en yüksek rütbe olan Müşirliğe (Mareşal) terfi ettirilerek “Ordu Genel Müfettişi” sıfatıyla görevine devam etti. Bu yeni makam, onu doğrudan birlik komutanlığından uzaklaştırsa da ordunun tamamı üzerinde (Jandarma ve Donanma hariç) denetim ve ıslah yetkisi vermişti. Genel Müfettişlik makamında ordunun eğitim, teşkilat ve teknik açılardan modernizasyonu için çaba sarf eden Sanders, özellikle piyade ve topçu birliklerinin eğitimine odaklandı. Denetimlerini kâğıt üzerinde bırakmayarak taşradaki birlikleri, kışlaları ve askerî hastaneleri bizzat ziyaret ederek, Alman askerî standartlarını ve disiplin anlayışını ordunun tüm kademelerine yerleştirmeye çalıştı. Bu süreçte reform çabalarının istenen ölçüde başarıya ulaşamamasına gerekçe olarak ordunun mali ve malzeme yetersizliğini öne sürmekteydi. Sanders, diğer yandan Alman Askerî Heyeti Başkanlığı görevini Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürdürmüştür. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle (Kasım 1914), idari görevinden ziyade saha komutanlığına yönelmiş ve Ağustos 1914’te yeniden teşkil edilen ve merkezi İstanbul’da bulunan 1’inci Ordunun başına geçmiştir. 1’inci Ordunun yetki ve sorumluluk sahası, imparatorluğun kalbi sayılan başkent İstanbul, Boğazlar ve Doğu Trakya bölgesini kapsıyordu. Sanders daha sonraki saha komutanlık (5’inci Ordu ve daha sonra Yıldırım Orduları) görevleri nedeniyle heyet başkanlığı idaresini çoğunlukla vekilleri (Bronsart von Schellendorff veya Hans von Seeckt gibi kurmay başkanları) aracılığıyla yürütmek zorunda kalmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’nin 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı’na yönelik gerçekleştirdikleri saldırıda uğradıkları büyük bozgunun ardından, karadan çıkarma yapacakları aşikâr hale gelmişti. Bunun üzerine Harbiye Nezareti, bölgeyi savunmak amacıyla 24 Mart 1915’te 5’inci Orduyu teşkil etti ve komutanlığına Müşir Liman von Sanders’i getirdi. 1’inci Ordu komutanlığına ise Mareşal von der Goltz Paşa atandı. Sanders, 26 Mart günü bölgeye ulaştıktan sonra Türk kurmay heyetiyle görüş ayrılıklarına düşen yeni bir savunma planı hazırladı. Esat Paşa, Vehip Paşa ve Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Bey gibi bölgeyi yakından tanıyan Türk subayları, düşmanı henüz karaya adım attığı ve en savunmasız olduğu ilk anlarda, doğrudan sahil şeridinde karşılayarak kıyıda imha etmeyi amaçlayan bir savunma planını savunmaktaydı. Buna karşılık Liman von Sanders, hareketli bir savunma modeli uygulanmasına karar verdi. Bu plana göre kıyılar sadece zayıf gözetleme birlikleriyle tutulacak, ana kuvvetler ise geride ihtiyat olarak bekletilecekti. Düşmanın ana çıkarma noktası netleştiğinde ise bu mobil birlikler sevk edilerek karşı taarruz icra edilecekti. Sanders bu doğrultuda kuvvetlerini ikişer tümen olmak üzere Saros Körfezi’nden Gelibolu’nun güneyi ve Anadolu Yakasına uzanacak biçimde geniş bir alana yaydı. Özellikle müttefiklerin ana taarruzu Saros’tan yapacağına dair düşüncesinin, 25 Nisan 1915 sabahı Seddülbahir ve Arıburnu’na çıkan düşman karşısında ilk saatlerde zafiyete ve gecikmelere yol açması onun eleştirildiği en önemli husus oldu. Nitekim teoride makul olan bu planın başarısı, özellikle Gelibolu Yarımadası’nda o dönemde mevcut olmayan güçlü bir ulaşım ve yol altyapısına muhtaçtı.

Gerçekten de Liman von Sanders’in Çanakkale’de uyguladığı “hareketli savunma” stratejisi, özellikle birlikleri kıyı hattından çekip iç kesimlerde toplu hâlde konuşlandırması nedeniyle Türk askerî makamları ve askerî tarihçiler tarafından sertçe eleştirilmiştir. Bu stratejinin, müttefik kuvvetlerin yarımadaya kolayca çıkmasına ve stratejik noktalarda kalıcı mevziler elde etmesine imkân tanıdığı savunulur. Eleştirilerde, bu tercihin Çanakkale Kara Muharebelerini 8,5 ay gibi uzun bir süreye yaydığı ve Türk ordusunun çok ağır insani kayıplar vermesine neden olduğu vurgulanır. Ayrıca Sanders, asıl amacının Türk topraklarını savunmaktan ziyade, yüz binlerce İtilaf askerini Gelibolu’da oyalayarak müttefiki Almanya’nın Avrupa cephelerindeki yükünü hafifletmeye çalışmakla ve düşmanın asıl çıkarma noktalarını öngörememekle de suçlanmaktadır.

Sanders, hatıratında ve 1927 tarihli mektuplarında bu eleştirilere, elindeki kısıtlı kuvvetle tüm kıyı şeridini aynı anda savunmanın askerî bir intihar olacağını belirterek yanıt verir. Bu stratejik tercihin temel gerekçesi olarak düşmanın çıkarma yapacağı noktanın önceden kestirilememesini gösterir. Ona göre, İtilaf Devletleri’nin mutlak deniz hâkimiyeti ve devasa ateş gücü karşısında sabit bir kıyı savunması yapmak, Türk birliklerini gemi topları için açık hedef hâline getirecekti ve bu nedenle kuvvetleri ihtiyat olarak geride tutmak stratejik bir zorunluluktu. Sonraki yıllarda kaleme aldığı yazılarında ise Mustafa Kemal gibi subayların başarılarını takdir etmekle birlikte, onların sadece kendi çizdiği stratejik çerçeve içindeki emirlerini yerine getirdiklerini savunarak, başarının asıl sahibinin “Alman sevk ve idaresi” olduğunu ileri sürer. Sanders’in 1929’daki ölümünden sonra, 1932 yılında yayımlanan Marschall Liman von Sanders Pascha und sein Werk adlı eser ise bu savunmayı daha duygusal ve tarihsel bir “itibar iadesi” zeminine taşımıştır. Bu kitapçıkta, 1927’li yıllardan itibaren zaferin tamamen millileştirilmesi ve sadece Türk tarafına mâl edilmesi eğilimine karşı çıkılarak, stratejik temelleri atan asıl mimarın “Alman” Liman von Sanders olduğu özellikle vurgulanır. Eser, Mustafa Kemal’in cephedeki başarılarını kabul etmekle birlikte onu Sanders’in emir-komuta zinciri altında hareket eden bir alt komutan olarak sunar ve bu zaferin başarısının “başkalarına kaptırılmaması” gerektiğini savunur. Sanders’i “Gelibolu Aslanı” sıfatıyla yücelten bu çalışma, Alman teknik desteği ve askerî disiplininin savunmanın belkemiğini oluşturduğunu iddia ederek Sanders’in tarihsel mirasını korumayı amaçlamıştır.

Öte yandan Sanders’in Çanakkale zaferinin başarısını Alman bahriyelilere de kaptırmak istemediği dikkat çeker. Sanders, muharebeler sırasında Osmanlı Donanmasının başında bulunan Amiral Wilhelm Souchon ve Boğazlar Genel Kumandanı olan Amiral Guido von Usedom’dan kara ordusuna destek olmaları için defalarca yoğun talepte bulunmuş olsa da zaferden sonra kaleme aldığı hatıratında bu unsurların katkılarının 5’inci Ordunun başarısıyla bir tutulmaması gerektiğini savunmuştur. Özellikle Alman basınında çıkan ve zaferin asıl mimarı olarak denizaltıları veya donanmayı gösteren haberlerin bir general olarak kendi askerî itibarını gölgelediğini düşünerek bu durumdan büyük rahatsızlık duymuştur. Hatta bizzat Alman İmparatoru II. Wilhelm’e sunduğu raporlarda denizaltıların etkisinin kısıtlı kaldığını vurgulayarak başarıdaki “Alman bahriyeli” payını ikincil bir konuma indirgemeye çalışmış, bu yaklaşımıyla müttefik Alman komutanlar arasında fikir ayrılıklarına yol açmıştır. Bu durum Çanakkale’deki zaferin paylaşım mücadelesinin daha muharebeler döneminde başlayıp, sonraki süreçte Türk ve Alman tarih yazımının bir meselesi olduğu gibi Alman komutanların arasında da bir sorun oluşturduğu göstermektedir.

Bu tartışmalardan bağımsız olmak üzere Liman von Sanders’in, sekiz ay süren kanlı kara muharebeleri boyunca cephe yönetiminde kayda değer bir disiplin, lojistik organizasyon becerisi ve kararlılık sergilediğini söylemek mümkündür. Bununla birlikte, düşman kuvvetini ve eldeki kısıtlı topçu cephanesini doğru değerlendirememesi sonucu binlerce askerin kaybıyla neticelenen ve hatıratında açık biçimde hatalı bir karar olduğunu itiraf ettiği 18/19 Mayıs taarruzu gibi başarısızlıkların tarihî sorumluluğu da cephe komutanı olarak onun üzerindeydi. Karargâh kadrosunu ve kurmay heyetini neredeyse tamamen Türk subaylarından oluşturması bazı Alman subaylarının tepkisini çekse de Türk ordusunun komuta direncini artırmıştır. Ağustos ayında İngilizlerin Suvla Körfezi’ne yeni bir çıkarma yapmasıyla büyüyen Anafartalar Krizi esnasında, emirlerini yerine getirmekte geciken Alman ve Türk bazı tümen komutanlarını görevden alarak bölgedeki komutayı Anafartalar Grubu Komutanı olarak Albay Mustafa Kemal Bey’e devretmiştir. Böylece onun Anafartalar Kahramanı olmasıyla Millî Mücadele ve Cumhuriyete giden liderliğinin başlangıç taşlarını döşemiştir. Öte yandan Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın cephe yönetimine yönelik merkezi müdahalelerine karşı da sert tepkiler göstererek istifa restlerinde bulunmuştur. Ancak Enver Paşa, hırçın karakterine rağmen onun askerî yetkinliğine güveniyordu. Nitekim Alman askerî ve diplomatik çevrelerin Sanders’in Almanya’ya geri gönderilmesi telkinlerine karşı çıkarak Temmuz 1915’te onun Türk hizmetinde kalmasını sağlamıştır. Sanders, yazılarında ve anılarında, genel itibarıyla Türk askerinin fedakârlığını, kanaatkârlığını ve kahramanlığını övgülerle dile getirmiştir.

Hatıratına göre Liman von Sanders, Ocak 1916’da Çanakkale’nin tahliyesinin ardından 5’inci Ordu Komutanlığı görevine devam etmiştir. Bu ordunun sorumluluk alanı Mart 1916’da İzmir ve Aydın bölgelerini de içine alarak Karadeniz’den Antalya’ya kadar uzanan bütün sahil şeridine genişletilmiştir. Karargâhını Bandırma’ya nakleden Sanders, aynı zamanda savaş boyunca yürüttüğü Alman Askerî Heyeti Başkanlığı sıfatıyla Türkiye’deki Alman subaylarının idari ve hukuki işleriyle ilgilenmiş, bu süreçte Başkomutan Vekili Enver Paşa ile sık sık yetki ve personel kullanımı konusunda fikir ayrılıkları yaşamıştır. Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı olur olmaz Sanders’in sözleşme gereği doğal üyesi olduğu Şura-yı Askerî’yi lağvederek Alman generalin üst rütbeli subayların terfi ve atamaları üzerindeki denetim yetkisini fiilen yok etmesi, bu yetki mücadelesinin başlangıcını teşkil etmiştir. Diğer yandan Sanders heyet başkanlığı sürecinde, kendisini Alman imparatorunun doğrudan temsilcisi olarak görmesi sebebiyle Alman Büyükelçiliği ile sürekli bir ‘protokol savaşı’ içinde olmuştur. Ayrıca Osmanlı ordusunda uzun süre görev yapan tecrübeli Alman subaylarını fazlasıyla Türkleşmiş bularak onların saha deneyimlerini büyük ölçüde dışlaması da dikkat çekmektedir. 1916 ve 1917 yıllarını ağırlıklı olarak sahil savunması, birliklerin eğitimi, firarların önlenmesi ve Galiçya ile Romanya gibi müttefik cephelere asker sevki gibi idari ve stratejik meselelerle geçiren Sanders, 22 Ocak 1918’de Alman Batı Cephesi’ni, Belçika ve Fransa’daki çeşitli askerî okulları incelemek üzere Avrupa seyahatine çıkmıştır.

Sanders, bu seyahatten dönüşünde, Filistin-Suriye Cephesi’nde yaşanan başarısızlıkların ardından General Erich von Falkenhayn’ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına atanmış ve 1 Mart 1918 itibarıyla bu göreve başlamıştır. Ancak lojistik ve insan gücü bakımından tamamen tükenmiş olan bu cephede, İngiliz General Allenby’nin Eylül 1918’deki büyük Megiddo (Nablus) Taarruzu karşısında cephenin çöküşüne ve ordunun dağılmasına engel olamamış ve Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından görevini Mustafa Kemal Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştür.

Sanders, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Alman birliklerinin Osmanlı İmparatorluğu’ndan memlekete geri gönderilmesinden sorumlu olmuştur. Alman askerlerinin tahliyesini yönetirken, Şubat 1919’da Avrupa’ya dönüş yolculuğu sırasında Malta’da İngilizler tarafından savaş suçlusu ithamıyla tutuklanmıştır. Yaklaşık altı ay süren esaret hayatının ardından hakkındaki iddialardan beraat ederek Ağustos 1919’da Almanya’ya dönmüştür. Savaşa dair anılarını esaret döneminde kaleme almış ve Fünf Jahre Türkei (Türkiye’de Beş Yıl) adıyla yayımlamıştır. Sanders hatıratında Alman Askerî Heyeti Başkanı olarak Türkiye’ye gelişinden Mütareke sonrasına kadar geçen beş yıllık sürede yaşadıklarını kaleme almıştır. Gerek yürüttüğü Alman askerî heyet başkanlığı gerekse zaferle neticelenen Çanakkale ile hezimetle sonuçlanan Filistin cephelerindeki ordu komutanlıklarıyla Sanders, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki en etkili ve şüphesiz en çok tartışılan figürlerinden biri olmuştur. Modern askerî tarihçiler, Sanders başkanlığındaki askerî misyonun Türk subay kadrosuna kazandırdığı teknik bilgi ve sevk-idare tecrübesinin, Birinci Dünya Savaşı’nın ötesine geçerek Türk Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin askerî temellerinin atılmasında önemli bir rol oynadığını kabul etmektedir. Bu bakımdan hatıratı dönemin askerî tarihi açısından en önemli kaynaklardan biri olarak kabul edilir.

Malta esaretinden kurtulup Ağustos 1919’da Almanya’ya dönen Otto Liman von Sanders, 4 Eylül 1919 tarihinde Berlin’e ulaşmış ve kısa bir süre sonra, 10 Ekim 1919’da ordudan emekliye sevk edilmek üzere pasif göreve alınmıştır. 24 Şubat 1923 tarihinde Budapeşte’de, aslen Macar olan Elisabeth Alberti ile ikinci evliliğini gerçekleştirmiş ve aynı yıl içinde Münih’e yerleşmiştir. Emeklilik yıllarında askerî faaliyetlerden ziyade sivil ve insani sorumluluklar üstlenen Sanders, Baden bölgesindeki insani yardım çalışmalarına destek vererek Baden Yardım Kuruluşu (Badisches Hilfswerk) ve ardından Baden Kızılhaçının genel müdürlüğü görevlerini yürütmüştür. Sanders’in ikinci evlilik ve sonrasındaki Münih yılları, sadece bir aile hayatı değil, ağır sağlık sorunlarıyla geçen zorlu bir bakım sürecini temsil etmiştir. 22 Ağustos 1929 tarihinde, 74 yaşında Münih’te hayata gözlerini yuman Sanders’in cenazesi Darmstadt’a nakledilmiştir. Sanders, burada bulunan Eski Mezarlık’taki (Alter Friedhof) aile kabristanında (Mezar no: II N 28), 1906 yılında vefat eden ve asalet ünvanını soyadına eklediği ilk eşi Amelie von Sanders’in yanına defnedilmiştir.

Liman von Sanders, askerî kariyeri boyunca Almanya ve Osmanlı ordusunun en prestijli nişan ve madalyalarıyla taltif edilmiştir. Alman tarafında, Çanakkale’deki savunma stratejisi ve başarısı nedeniyle 10 Ocak 1916 tarihinde Prusya Krallığı’nın en yüksek askerî onuru olan meşe yapraklı Pour le Mérite nişanına layık görülmüştür. Savaşın son yılında, Ağustos 1918’de Jena Üniversitesi tarafından kendisine fahri felsefe doktoru (Dr. phil. h.c.) unvanı verilmiş, ayrıca 1916 yılında Gelibolu’nun tahliyesi anısına, üzerinde Sanders’in büstü bulunan özel bir gümüş onur madalyası tasarlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ise Sanders’i, savaşın hemen öncesinde ve Çanakkale Muharebeleri sürecinde Birinci Rütbeden Osmanî Nişanı (24 Ocak 1915) ve doğrudan askerî başarıyı tescil eden Kılıçlı Birinci Rütbeden İmtiyaz Nişanı (10 Mart 1915) ile ödüllendirmiştir. Bunların yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı’ndaki hizmetleri için verilen Harp Madalyası (Demir Hilal) ve Filistin-Suriye Cephesi’ndeki görevleri sırasında takdim edilen Birinci Derece Mecidî Nişanı (12 Ağustos 1918), Sanders’in aldığı diğer önemli Osmanlı taltifleri arasındadır.

Kaynakça

Liman von Sanders, Otto Viktor Karl”. Hessische Biografie. https://lagis.hessen.de/de/personen/hessische-biografie/alle-eintraege/7366_liman-von-sanders-otto-viktor-karl (Erişim Tarihi: 16 Mayıs 2026).

Altıntaş, Yusuf Ziya. Çanakkale Savaşı’nda Alman Bahriyeliler. İstanbul: Küre Yayınları, 2024.

Altıntaş, Yusuf Ziya. “Çanakkale Savaşı’nda Müttefiklik ve Alman Kaynakları”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. 2024, Sayı: 22/42; 1-30.

Atsız, Buğra. “Liman von Sanders, Otto Karl Victor”. Biographisches Lexikon zur Geschichte Südosteuropas. C.III, Haz. Mathias Bernath/Felix von Schroeder. München, 1979. https://www.biolex.ios-regensburg.de/BioLexViewview.php?ID=1252 (Erişim Tarihi: 6 Haziran 2026).

Görgülü, İsmet. “Liman Von Sanders (1855-1929)“. Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/623/Liman_Von_Sanders_(1855-1929) (Erişim Tarihi: 6 Haziran 2026).

H.e.R. Marschall Liman von Sanders und sein Werk. Berlin: R. Eisenschmidt, 1932.

Käsinger, Reinhard. “Otto Liman von Sanders (1855–1929)”. Gästebücher Schloss Neubeuern 1882–1939 Digitalisierungs- und Transkriptionsprojekt. (Erş. 6 Haziran 2026).

Kılıç, Sezen. “Liman von Sanders’in Çanakkale Savaşları ile İlgili Bazı İddiaları”. Gazi Akademik Bakış. 2014, Sayı: 7/14; 1-20.

Lisec, Eckhard. General der Kavallerie Otto Liman von Sanders.  Die militärische Elite des Kaiserreichs. 24 Lebensläufe. Lukas Grawe, Darmstadt 2020. https://www.herder.de/wissen/shop/p8/86991-die-militaerische-elite-des-kaiserreichs-gebundene-ausgabe/ (Erişim Tarihi: 6 Haziran 2026).

Menges, Franz. “Liman von Sanders, Otto”. Neue Deutsche Biographie (NDB). Band 14. Duncker & Humblot, Berlin 1985. https://www.deutsche-biographie.de/ppn11878000X.html#ndbcontent (Erişim Tarihi: 6 Haziran 2026).

Mühlmann, Carl. “Liman von Sanders”. Deutsches Biographisches Jahrbuch XI. Stuttgart/Berlin: 1932.

Sanders, Liman von. Fünf Jahre Türkei. Berlin: August Scherl Verlag, 1920.

Sanders, Otto Liman von, Türkiye’de Beş Yıl. Çev. M. Şevki Yazman. İstanbul: Burçak Yayınevi, 1968.

Uyar, Mesut. “Sanders Askerî Yardım Misyonu (1913-1918)”. Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi (CTAD). 2019, Sayı: 15/30; 29-84.

Wallach, Jehuda L. Bir Askeri Yardımın Anatomisi. Çev. Fahri Çeliker. Ankara: Genel Kurmay ATASE Yayınları, 1985.

LİMAN VON SANDERS
Yazar: Yusuf Ziya Altıntaş
Editör: Murat Karataş
Web Sitesi: Çanakkale Savaşları Ansiklopedisi
Yayımcı: Çanakkale Savaşları Enstitüsü Yayınları
Yayın Yeri ve Tarihi: İstanbul 2026
Erişim Tarihi: 2 Ağustos 2026