AYLMER HUNTER-WESTON
MEHMET KIBIL
23 Eylül 1864’te Hunterston West Kilbride’da asker bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Aylmer Hunter-Weston babasının izinden giderek askerlik mesleğini seçti. 1895’te Binbaşı oldu. 1900 yılında yarbay rütbesindeyken Boer Savaşı’ndaki hizmetlerinden dolayı DSO nişanı (Distinguish Service Order-Üstün Hizmet Nişanı) ile Kraliçe’nin Güney Afrika Madalyasına layık görüldü. 1908 yılında albay olduktan sonra Birinci Dünya Savaşı’na kadar geçen süre zarfında çeşitli görevlerde bulundu.
Şubat 1914’te tuğgeneral rütbesine terfi etti ve 11’inci Piyade Tugayının komutanlığına atandı. Bu tugay, Almanların Fransa’ya yönelik saldırısının ardından Fransa’da savaşan Britanya Seferi Kuvveti’ne bağlı 4’üncü Tümen bünyesinde yer alıyordu. Tugayıyla birlikte Batı Cephesi’nde Le Cateau ve Aisne muharebelerinde aktif rol aldı. Britanya Seferi Kuvveti Komutanı John French, 11’inci Tugayın muharebe alanındaki başarılarından etkilenerek, Savaş Bakanı Kitchener’a bir mektup kaleme aldı ve Hunter-Weston’ın savaş alanındaki üstün yönetim becerileri nedeniyle terfi ettirilmesini tavsiye etti. Bu tavsiye üzerine, Ekim 1914’te tümgeneral rütbesine yükseltildi.
Şubat 1915’te hastalığı nedeniyle cepheden ayrılıp İngiltere’ye döndü ve Savaş Bakanı Lord Kitchener ile yaptığı görüşmede hükümetin donanmayla iş birliği yaparak Çanakkale’ye askeri kuvvet sevk etmeyi planladığını öğrendi. Eğer plan hayata geçilirse bölgeye gönderilecek olan 29’uncu Tümen Komutanlığına atanacağı kendisine belirtildi. Hunter-Weston, hiç beklemediği bu teklifi tereddüt etmeden kabul etti. 12 Mart’ta resmen 29’uncu Tümen komutanlığına getirildikten sonra 17 Mart’ta İngiltere’den ayrılarak 24 Mart’ta tümeniyle birlikte Malta’ya ulaştı. Burada Koramiral Limpus’un kendisine verdiği istihbarat raporlarını okuyunca karamsarlığa kapıldı. Aylardır sürekli uyarılan Türklerin Çanakkale’deki savunmalarını büyük ölçüde güçlendirdiklerini ve bu savunmaları aşmak için ellerindeki mevcut birlik ve mühimmatın yetersiz olduğunu düşünüyordu. Akdeniz Seferi Kuvvetleri Başkomutanı Ian Hamilton’a bir değerlendirme yazısı kaleme alarak endişelerini dile getirdi ve şöyle dedi:
“Eğer bu harekât İngiltere’de gerçekten mükemmel şekilde ve gizliliğe riayet edilerek hazırlanıp deniz ve kara harekâtı ile ilgili bütün detaylar Genelkurmay ve Deniz Bakanlığında çalışılsa ve Türkler bombalanmak suretiyle aylar öncesinden uyarılmasaydı, Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale Boğazı’nı ele geçirme operasyonu mükemmel şekilde uygulanabilirdi. Bu saatten sonra başarı ancak uzun ve dikkatli bir hazırlık aşamasının ardından muazzam miktarda yüksek patlayıcı top mühimmatı sarf edilerek kazanılabilir. Ancak mühimmatımız çok az ve özellikle yüksek patlayıcı top mermisi sıkıntısı çekiyoruz.
Bu nedenle, bir çıkarma yapabilmek pek olası değildir. Başarılı bir çıkarma yapabilsek dahi güçlü tahkimatları olan Türk savunma unsurları tarafından ciddi şekilde geciktirileceğimizi ve bir anda kendimizi siper savaşı içinde bulabileceğimizi düşünüyorum. Yeterli sayıda askerimiz olmadığından ve obüs ve her türden cephane tedarikimiz tamamen yetersiz olduğundan, Türkler muhtemelen bizi çok uzun süre boyunca durdurabilirler.”
Hamilton günlüğünde, daha sonra Hunter-Weston ile bir araya geldiklerinde bu meseleyi konuşurken, Hunter-Weston’ın raporu yazarken henüz her gün edindiği daha geniş bilgilere sahip olmadığını ve bu bilgilerin onu giderek daha iyimser hâle getirdiğini belirttiğini kaydetmiştir. Gerçekten de Hunter-Weston kısa sürede bu kötümserliğini üzerinden atarak kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacak; muharebeler başladıktan sonra iflah olmaz iyimser tavırlarıyla son derece zayıf bir komutanlık performansı sergileyecektir.
Hamilton, 25 Nisan 1915 çıkarmalarını planlarken Gelibolu Yarımadası’nın güney sahillerinden ordusunu karaya çıkarmaya karar verdi. Ana çıkarma bölgesi Seddülbahir, dayanak unsuru ise Hunter-Weston’ın 29’uncu Tümen idi. Anzak kolordusunun iki tümeni 29’uncu Tümenden sayıca daha fazla olmasına rağmen asıl çıkarmayı 29’uncu Tümen yapacaktı. Hamilton, pek çok yazışmasında da belirttiği gibi elindeki tek düzenli birlik olan bu İngiliz tümenine ve Hunter-Weston’a güveniyordu. Seddülbahir’i çevreleyen beş koydan (Ertuğrul Koyu, Tekke Koyu, İkiz Koyu, Pınariçi Koyu, Morto Koyu) karaya çıkacak 29’uncu Tümen birlikleri Türkleri püskürttükten sonra hızla ilerleyecek ve ilk günün akşamında Alçıtepe’yi ele geçirecekti. Ertesi gün güçlü şekilde Kilitbahir Platosu istikametine ilerlenecek ve plato işgal edilerek Kilitbahir-Çanakkale hattına inilecekti. Hunter-Weston hazırlanan bu planı kabul etti ancak Hamilton ve Birdwood’un tercih ettiği “gece çıkarmasına” şiddetle karşı çıktı. Karanlığın ve arazinin tehlikelerini göze almak yerine şafakta saldırmayı ve “sandallardaki askerlerin nişan alınarak açılan ateşten uğrayacakları kayıplarla yüzleşmeyi” tercih ettiğini savundu. Seddülbahir’deki çıkarmadan sorumlu filo komutanı Amiral Wemyss de Seddülbahir’deki güçlü akıntıya karşı gece karanlığında ilerlemenin zor olacağını ve bazı sahillerde suyun altında ve üstünde olduğuna inanılan ancak tespit edilemeyen kayalıklar nedeniyle çıkarmanın gün ışığında yapılmasını belirtmiştir. Hamilton geri adım atarak çıkarmadan sorumlu kişi olan Hunter-Weston’ın bu teklifini kabul etti.
25 Nisan Seddülbahir çıkarmaları bölgeyi üç taraftan kuşatan İtilaf Donanması gemilerinin saat 05.00 sularında açtığı yoğun ateşle başladı. 29’uncu Tümen birlikleri kanat çıkarmalarında (Pınariçi Koyu, İkiz Koyu ve Morto Koyu) çok az kayıpla karaya çıkarak güçlü şekilde yerleştiler. Tekke Koyu’na ayak basan İngilizler de kısa bir direnişin ardından az sayıdaki Türk askerini geriye atmış ve sahili ele geçirmişti. Ancak Seddülbahir’deki çıkarmaların başarısı Ertuğrul Koyu’ndan yapılacak ilerlemeye bağlıydı. Buradan karaya çıkacak birlikler diğer çıkarma koylarındaki birliklerle birleştikten sonra kesintisiz bir hat oluşturup Alçıtepe’ye ilerleyeceklerdi. Ancak harekatın kaderi açısından kilit bir mevki olan Ertuğrul Koyu’ndan karaya çıkmaya çalışan askerlerin çoğu vuruldu ve tüm çabalara rağmen gün boyu buradan ilerleme sağlanamadı. 25 Nisan akşam olduğunda İngilizler hiç ummadıkları şekilde zor durumdaydılar. Ertuğrul Koyu haricinde dört noktadan karaya çıkmayı başarmışlar ama oldukça dar bir kıyı şeridinde sıkışıp kalmışlardı. Dar bir arazi ele geçirmelerine karşın askerler tükenmiş vaziyetteydi. Çıkarma başarılı olsa da ilk gün hedeflerinin hiçbiri ele geçirilememişti.
25 Nisan çıkarmalarını Tekke Koyu açıklarındaki Euryalus gemisinden izlemeye çalışan Hunter-Weston, gün boyunca muharebe sahasındaki gelişmeler hakkında zamanında bilgi edinememiş ve etkin bir komutanlık sergileyememiştir. Çıkarmaları karadan uzakta, bir gemiden takip etmek -her ne kadar operasyonel gereklerden kaynaklanan zorunlu bir tercih olsa da- ciddi aksaklıkları beraberinde getirmiştir. Muharebe alanından fiziksel olarak kopuk bulunan Hunter-Weston ile sahadaki birlik komutanları arasında gün içinde giderek derinleşen bir iletişim boşluğu oluşmuş; tümen karargâhına farklı, eksik ve çoğu zaman birbiriyle çelişen raporlar ulaşmıştır. Teknik sıkıntıların ötesinde, Hunter-Weston’ın çıkarmaların tümüne eşit düzeyde odaklandığını söylemek de güçtür. Ertuğrul Koyu’ndaki başarısızlıkların ardından belirgin bir umutsuzluğa kapılmış ve özellikle kanatlardan karaya çıkan birliklerin durumuna neredeyse hiç ilgi göstermemiştir. Hunter-Weston, Pınariçi Koyu, Morto Koyu ve hatta İkiz Koyu’nda ortaya çıkabilecek fırsatları bütünüyle göz ardı etmiştir. Günlüğü incelendiğinde, Tekke Koyu ve Ertuğrul Koyu’nda yaşananlara dair ayrıntılı notlar bulunmasına karşın, kanatlardaki çıkarmalara ilişkin tek bir kaydın dahi yer almadığı dikkat çekmektedir. En büyük fırsatın kaçırıldığı Pınariçi Koyu’na çıkan birliklere, tam 29 saat boyunca tümen karargâhından hiçbir mesaj gönderilmemiş olması son derece çarpıcıdır. Daha da önemlisi, Hunter-Weston ve kurmaylarının, burada her şeyden habersiz bekleyen birliklerin yardım ve bilgi taleplerinin tamamını cevapsız bırakmış olmasıdır. Esnek karar alma yeteneği bulunmayan Hunter-Weston, çıkarma harekâtı başladıktan sonra planda yapılacak ani ve kapsamlı değişikliklerin durumu daha da karmaşık hâle getireceğine inandığından, ortaya çıkan yeni koşullara uyum sağlama konusunda isteksiz bir görüntü sergilemiştir.
25 Nisan 1915 akşamı, Başkomutan Hamilton’ın karargâh gemisi Queen Elizabeth’e giden Hunter-Weston, Hamilton ve Amiral de Robeck ile yaptığı görüşmede yalnızca olumlu gelişmelerden söz etmiş ve son derece iyimser bir tablo çizmiştir. Sahillerden gece boyunca yükselen yoğun ateş seslerine rağmen, Hunter-Weston’a göre kaygı duyulacak ciddi bir husus yoktu. Oysa 29’uncu Tümen, ilk gün için belirlenen hedeflerin hiçbirine ulaşamamış, birlikler sahillerde adeta kilitlenip kalmıştı. Buna rağmen Hunter-Weston, tümeninin karaya çıkmış olmasını harekâtın en güç safhasının geride bırakıldığı şeklinde değerlendirmekteydi. Nitekim eşine gönderdiği mektupta şu ifadeleri kullanmıştır: “Başardık, imkansızı başardık! Karaya çıktık ve önümüzdeki zorlukların dörtte ikisini geçtik. Seddülbahir’den 6 mil ilerdeki Alçıtepe’ye güçlü bir şekilde yerleştiğimizde karşı karşıya olduğumuz güçlüklerin dörtte üçü bitmiş olacak. Geri kalan dörtte birlik kısım ise hala çok zor. Alçıtepe’yi ele geçirmek korkarım biraz zaman alacak ancak bu başardıklarımızdan sonra yapacağımızdan eminim.”
Hunter-Weston her ne kadar iyimserliğini koruyor olsa da göz ardı ettiği hayati bir husus vardı. Tümeninin yaklaşık üçte biri ilk günkü muharebelerde saf dışı kalmıştı. 28 Nisan’da nihayet karaya çıkarak karargâhını Aytepe’de kurdu. 25 Nisan çıkarmalarında belirlenen hedeflerin hiçbirine ulaşılamamış olması ve verilen ağır zayiat, Türk birlikleri daha fazla takviye almadan harekete geçilmesi gerektiğini gösteriyordu. Bu doğrultuda 28 Nisan’da alelacele hazırlanmış, zayıf planlamaya dayanan ve kötü sevk ve idare edilen Birinci Kirte Muharebesi icra edildi; ancak sonuç tamamen başarısızlık oldu. Askerlerin dinlenmeye ve toparlanmaya ciddi şekilde ihtiyaç duyduğu açıktı. Buna rağmen Hunter-Weston, 6 Mayıs’ta tüm cephede yeni bir taarruz başlatma kararı aldı. İkinci Kirte Muharebesi olarak anılacak bu harekât için bizzat hazırladığı plan, muharebe alanının gerçeklerinden kopuk, uygulanabilirliği zayıf ve fazlasıyla iyimserdi. Hunter-Weston, 6 Mayıs öğleden sonra Kirte’yi, akşam saatlerinde ise Alçıtepe’yi ele geçireceğini öngörüyordu. Ancak 8 Mayıs akşamına kadar süren taarruzlar sırasında kayda değer bir ilerleme sağlanamadığı gibi Türk savunma hatları da ciddi biçimde tehdit edilemedi. Üç gün boyunca kötü yönetilen bu taarruzların sonucunda 6.500 İtilaf askeri zayi olmuş, Alçıtepe’nin hızlı bir baskınla ele geçirilmesi yönündeki son umutlar da tamamen ortadan kalkmıştır
Mayıs ayında Gelibolu’ya takviye kuvvetler sevk edilirken önemli bir idari değişikliğe gidildi. İkinci Kirte Muharebesi’nin ardından Seddülbahir’de yeni bir komuta yapılanması oluşturuldu. 25 Nisan’dan itibaren bölgede toplanan tümenler idari bakımdan doğrudan genel karargâha bağlı olmakla birlikte, taktik açıdan 29’uncu Tümen Komutanı Hunter-Weston’ın emrinde bulunmaktaydı. Cephedeki birliklerin sayısının artması üzerine 14 Mayıs’ta 8’inci Kolordu Komutanlığı kuruldu ve Seddülbahir’deki üç İngiliz tümeninin (29’uncu Tümen, 42’nci Tümen ve Kraliyet Deniz Tümeni) komutası, kıdem teamüllerine aykırı biçimde korgeneralliğe terfi ettirilerek kolordu komutanlığına atanan Hunter-Weston’a verildi. Tuğgeneral rütbesinden yalnızca 15 ay gibi kısa bir sürede korgeneralliğe yükselmişti. Henüz tümgeneral rütbesiyle bir tümeni komuta etme konusunda bile yeterli saha tecrübesine sahip değilken kolordu düzeyinde bir birliğin başına getirilmesi, bizzat kendisi için bile şaşırtıcı olmuştur. Eşine yazdığı mektupta şöyle demiştir: “Korgeneral ve kolordu komutanı olmam ilginç değil mi? Albay rütbesinden tuğgeneralliğe ve ardından tümgenerallikten korgeneralliğe yükselmem çok zaman almadı.”.
Emrinde üç tümen ve bir Hint Tugayı olan Hunter-Weston’ın elindeki tek seçenek şartları zorlayarak ilerlemekti. Bu doğrultuda yeni taarruz planları hazırlamaya başladı. Titiz bir hazırlık ve planlama aşamasının ardından 4 Haziran’da tüm cepheden gerçekleştirilen taarruz (Üçüncü Kirte Muharebesi), ilk başta bilhassa merkezden umut verici ilerleme kaydetse de bazı önemsiz mevzi kazanımları haricinde ağır zayiatla sonuçlandı. 16.000 mevcutlu 8’inci Kolordu 4.500 zayiat verdi. Üçüncü Kirte Muharebesi’nin ardından eşine yazdığı mektupta Türk askerlerini öven Hunter-Weston, taarruzun büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söylüyordu: “Türkler bu sabah, bütün gün ve gece şiddetli karşı taarruzlar yaptılar. Çok cesur ve güçlü askerler… Bu kuşatma muharebesi onların uzmanlık alanı. Türkler bu tür savaşta her zaman iyi iş çıkarmışlardır. Bu taarruzda daha fazla ilerleyemediğimiz için hayal kırıklığı yaşıyorum.”
Başkomutan Hamilton ve karargâhı, Üçüncü Kirte Muharebesi’ndeki başarısızlık ve ağır kayıpların ardından, ciddi miktarda takviye kuvvet sağlanmadıkça Alçıtepe’nin ele geçirilmesinin ve dolayısıyla Kilitbahir Platosu’na hâkim olunmasının mümkün olmayacağı sonucuna vardı. Yapılan değerlendirmeler neticesinde Londra’dan bölgeye yeni tümenler gönderilmesine karar verildi; ancak bu birliklerin cepheye ulaşması için haftalar gerekecekti. Bu süreçte Hunter-Weston, Hamilton ile yaptığı görüşmelerde, yeni kurulan ordunun altı tümeninin Enez bölgesine, yani Trakya’nın batı kıyılarına çıkarılmasını ve buradan doğrudan İstanbul’a ilerlenmesini ısrarla tavsiye etti. Ancak bu öneri, her ne kadar yaratıcı görünse de pratik açıdan uygulanabilir olmaktan uzaktı; zira Alman denizaltılarının bölgede yoğun faaliyet göstermesi nedeniyle donanmanın artık herhangi bir çıkarma harekâtını güvenle desteklemesi mümkün değildi. 17 Mayıs’ta Kitchener’a gönderdiği mesajda, kendine özgü iyimserlik ve kaçamak ifadelerle, Seddülbahir’de tek başına devam edecekse dört tümenin gerekli olacağını, ancak durumun her gün düzeldiğini ve “emrimdeki kuvvetle elimden gelenin en iyisini yaptığını” söyledi.
Çanakkale’ye yeni tümenlerin sevki sürerken, Hunter-Weston duraksamaya niyetli değildi. Yeni rütbe ve makamının getirdiği güç hissi ile kişisel karakterinin belirgin unsurlarını oluşturan atılganlık ve yüksek özgüven, onun Seddülbahir’in kurak siperlerinde birliklerinin içine düştüğü sıkışmış ve umutsuz durumu tüm çıplaklığıyla değerlendirmesini zorlaştırıyordu. Nitekim Fransız Kolordusu komutanı General Gouraud ile görüştükten sonra yeni bir taarruz planı önerisi ortaya attı. Bundan sonra elde mevcut tüm topçu gücü bir bölgede toplanacak, açılacak şiddetli bombardımanın akabinde yerel hedefleri olan taarruzlara kalkılacaktı. Taarruzun başarıya ulaşması için tek çare dar bir bölgede yapılacak yoğun topçu bombardımanının ardından taarruza kalkılmasıydı. Böylece az zayiatla kayda değer bir arazi kazancı sağlanacağı düşünülüyordu.
Yeni taktik ve stratejilerle gerçekleştirilen önce Fransızlar tarafından Kerevizdere’de ve İngilizler tarafından Zığındere’de gerçekleştirilen taarruzlar kanatlarda kısmen başarılı oldu ve ilerleme sağlandı. Dar alanda yoğun topçu desteğiyle sınırlı hedefi olan taarruz stratejisinin işe yaradığı görülmüştü. Hunter-Weston konsantre ve yoğun topçu desteği konusunda haklı çıktığı için gururluydu. Özellikle Zığındere’de yaklaşık bir kilometrelik arazi oldukça kısa sürede İngilizlerin eline geçmiş, Türk sağ kanadı tehlikeli şekilde geriye doğru kırılmıştı. Hunter-Weston, kanatlarda elde edilen ilerlemenin ardından merkezden de bir taarruza kalkılmasını emretti. 12-13 Temmuz’da yapılan taarruz (İkinci Kerevizdere Muharebesi) neticesinde verilen ciddi zayiat karşısında sadece 200 ila 500 metre kadar ilerlenerek, iki Türk siper hattını ele geçirildi.
İlk kez 21 Haziran’da Birinci Kerevizdere Muharebesinde uygulanan, 28 Haziran’da Zığındere’de devam eden ve nihayetinde 12-13 Temmuz’da İkinci Kerevizdere Muharebesi ile son bulan sınırlı arazide yoğun topçu ateşi sonrası yapılan “kopar ve tut” taktiği ile yerel başarılar kazanılsa da muharebelerinin genel gidişatı köklü olarak değişmemiş ve Seddülbahir muharebelerinde en çok zayiat verilen en kanlı safha bu taarruzla kapanmıştır. Hunter-Weston komutasındaki İngilizler ve birlikte savaştıkları Fransız kolordusu 25 Nisan’dan 13 Temmuz’a kadar geçen sürede altı kez taarruza kalkmasına rağmen Alçıtepe’nin yamaçlarına dahi ilerleyememiştir. 13 Temmuz’dan sonra tahliyeye kadar bazı ufak mevzi taarruzları dışında Seddülbahir’de bir daha büyük muharebe yaşanmayacaktır. Tüm bu muharebelerde kısa ilerlemeler neticesinde elde edilen birkaç yüz metrelik arazi kazanımları cephede mevcut durumu köklü şekilde değiştirecek bir başarı sağlamadığı gibi, kazanılan araziye oranla çok fazla zayiat verilmiş ve bu da askerlerin moralinin bozulmasına sebep olmuştur.
Hunter-Weston enteresan şekilde bu taarruzların neticesinden memnundu. Hamilton ile görüşerek taarruzların devam etmesi gerektiğini bildirdi. 5 Temmuz’da Savaş Bakanlığında görevli General Calwell’a bir mektup yazarak, eylül ayına kadar önlerindeki iki ayın çok kritik olduğunu, sonbahar rüzgarları ve kış gelmeden önce zafer elde etmek zorunda olduklarını vurguladı. Ancak kendisi için Gelibolu sayfası kapanmak üzereydi. Seddülbahir’de bulunduğu üç ayda genel olarak sağlıklı bir görüntü vermiş, ancak günlüğüne düştüğü notlara göre, 11 Temmuz’dan itibaren bir takım sağlık sorunları yaşamaya başlamıştı. 17 Temmuz’da rahatsızlığı iyice arttı ve birkaç gün dinlenmek için Triad gemisine çekildi. Bir gün sonra durumu şiddetli baş ağrıları, görme bozukluğu ve düşmeyen ateşle aniden kötüleşti. Yoğun stres ve yorgunluk altında kalması, büyük olasılıkla bir anda fiziksel olarak çöküşünün hızlanmasına katkıda bulunmuştu; nitekim benzer bir durum, Güney Afrika’daki görevinin de beklenmedik biçimde sona ermesine yol açmıştı. Yapılan tetkik sonucunda güneş çarpması teşhisi kondu ve sessizce bir daha dönmemek üzere Gelibolu’dan ayrıldı. Hamilton, Hunter-Weston’ın bu şekilde görevinden ayrılmasından açıkça üzgündü ve Kitchener’a şöyle yazdı:
“Onun ayrılışı, doldurulması son derece güç bir boşluk bırakıyor. Bir insan olarak onda kusur bulmak kolaydır. Ancak sahadaki bir komutan olarak gerçekten birinci sınıftır. Enerji doludur, asla karamsarlığa kapılmaz, fikir sahibi bir adamdır ve bunları mükemmel şekilde ifade eder. ‘Asla pes etme’ onun sloganıdır ve en karanlık anlarda bana büyük destek olmuştur.”
Ancak Hunter-Weston’ın Seddülbahir’den ayrılışı, Hamilton kadar herkes tarafından üzüntüyle karşılanmamıştı. 25 Nisan’dan beri Seddülbahir’de yaşanan kıyım sebebiyle son haftalarda askerleri arasında beceriksizlikle suçlanıyordu. Gelibolu’ya gelmeden önce askerler arasında yüksek olan itibarı sıfırlanmıştı. Arka arkaya gerçekleştirilen taarruzlar neticesinde kazanılan araziye oranla verilen zayiat bir hayli fazlaydı. Bu sebeple askerleri tarafından kendisine “Seddülbahir Kasabı” lakabı takılmıştı. Zığındere Muharebeleri esnasında, 156’ncı Tugay’ın topçu desteği olmadan taarruza kaldırılıp felakete uğramasının ardından, askerler arasında “Gençleri kana bulayan” olarak da anılmaktaydı. Benzer şekilde tümen ve tugay komutanları da kendisine tepkiliydi ve zaman içinde subayları ile arasında gerginliğe yol açtı. Bu tepkili subaylar, onun müdahaleci ve eleştirici komuta tarzından giderek daha fazla rahatsız olmaya başlamıştı. Nitekim muharebelerin başından beri bölgede bulunan gazeteci Ashmead-Bartlett, birçok subayın yaşanan başarısızlığın sorumlusu olarak gördükleri Hunter-Weston’ın emirlerini giderek daha yüksek tonda sorguladıklarını, sıcaktan olumsuz yönde etkilenmesi sebebiyle sağlıklı şekilde emir verme yetisini kaybettiği kanaatine vardıklarını aktarmıştır. Ashmead-Bartlett Hunter-Weston ile ilgili şu değerlendirmede bulunmaktadır: “Onunla yaptığım ilk konuşmalardan sonra bir şeylerin çok ters gittiğini anlamıştım; çünkü aşırı iyimserliği, modern savaşta piyadenin neleri başarabileceğine dair üzücü bir bilgisizliğini açığa vuruyordu. Şahsen çekici bir adam olan Hunter-Weston, Yarımada’da hüküm süren özel koşullara uygun değildi. Belirli bir hedefi olmayan, işe yaramaz taarruzlar emretmeye çok yatkındı. Komuta ettiği döneminde Alçıtepe önünde tek bir önemli mevzi bile kazanılmadan üç iyi İngiliz tümenine eşdeğer kayıp verildi.”
Hunter-Weston hakkında en sert eleştiri ise Seddülbahir muharebelerinde çok miktarda zayiat veren tümenlerden biri olan 52’nci Tümen komutanı Tümgeneral Granville Egerton tarafından yapılmıştır. 12-13 Temmuz muharebesi sürerken kendisini zorunlu olarak bir hastane gemisine istirahate göndererek muharebe alanından uzaklaştıran kolordu komutanı hakkında günlüğüne şöyle yazmıştır: “Fiziken tükendiğim söylenip Hunter-Weston denen şarlatan tarafından iki gecelik istirahat için hastane gemisine gönderilene, yani salı günü saat 17.00’ye kadar çarpıştım. H-W yaltakçı bir sahtekâr ve sanırım beni bu şekilde aşağılamaya çalıştı. İyi bir komutan olabilir ama askerler ona “Katil” diyorlar.”
Egerton 12-13 Temmuz muharebelerinde tümeninin verdiği korkunç kayıpların sorumlusu olarak Hunter-Weston’ı göstermektedir. Savaş bittikten sonra günlüğünün yanına düştüğü notta şu ilginç cümleleri yazmıştır: “12 Temmuz Muharebesi için en ayrıntılı emirler, birebir Hunter-Weston tarafından yayımlandı. Bunlar gülünç derecede kapsamlı, aslında aptalca ve saçmaydı; bu iddiadan şüphe duyan herkes onları açıp bakabilir. General Snow bana Hunter-Weston’ın savaşın ilerleyen dönemlerinde Fransa’da yayımladığı bazı emirlerin de aynı tarzda olduğunu, bu yüzden Hunter-Weston’ın kolordu içinde alay konusu hâline geldiğini söyledi. Tanrım! Bu adam yüzünden neler çektik.”
Hunter-Weston çok net bir şekilde başarısız olmasının yanında, kendi askerleri tarafından “katil” diye anılmasının, bu kadar kötü üne sahip olmasının ve günümüzde de sıklıkla eleştirilmesinin asıl sebebi, sürekli tekrarladığı taarruzlar neticesinde verilen kayıpları umursamaması ve askerlerinin hayatını önemsemez tavırlarıdır. Buna en çarpıcı örnek, karargâh subaylarından Compton Mackenzie’nin hatıralarında yer almaktadır:
“Bir müddet sonra Tümgeneral Paris [Kraliyet Deniz Tümeni Komutanı] kolordu karargahına geldi. Hunter-Weston kendisine cephenin bir bölümünde elde edilen başarılardan coşkuyla bahsetmeye başladı. Paris, kendi tümeninin verdiği kayıplardan duyduğu acıyı gizlemeyecek bir ses tonuyla “Çok fazla zayiat var mı?” diye sordu. Hunter-Weston’ın cevabı, kır saçlı güvenilir bir şahinin yaşlı bir köpeğe öfkeyle saldırması gibiydi. Gözleri parlayarak ve burnu titreyerek “Zayiat mı?” diye seslendi; “Zayiat kimin umurunda?” Paris sandalyesinden kalktı ve “geri dönmeliyim” diye homurdandı. Hunter-Weston “çaya kalacak mısın?” dedi. Paris, “hayır teşekkürler” diye cevapladı.”
Hunter-Weston, Gelibolu’daki başarısız taarruzlar ve verilen kayıplardan, Hamilton ile birlikte en sorumlu iki kişiden biridir. Askerlerin hayatını önemsemez tavırları bir yana, çok hızlı terfi alarak rütbelerini hızla yükseltmesi, onu bu kadar büyük birliği yönetme konusunda tecrübesiz bırakmıştır. Tümgeneral rütbesiyle geldiği Gelibolu’da tümen komutanı olarak muharebe deneyimi yalnızca 20 gün sürmüş, ardından korgeneral yapılarak emrine üç tümenin üzerinde kuvvet verilmiştir. Bu nedenle, görevinde kendini geliştirmek için yeterli zamanı olmamış ve yaptığı hatalar nedeniyle yenilginin baş sorumlularından biri olmuş, Gelibolu’dan arkasında iyi izler bırakamamış başarısız bir general olarak ayrılmıştır.
Temmuz 1915’te Londra’ya dönen Hunter-Weston, uzun bir tedavi sürecinin ardından 1916’da yeniden organize edilen 8’inci Kolordu Komutanı olarak Batı Cephesine gönderilmiş ve Somme muharebelerine katılarak savaşın sonuna kadar aynı kolorduya komuta etmiştir. Ekim 1916’da Kuzey Ayrshire bölgesinden milletvekili seçilmiş; ancak savaşın sonuna kadar kolordu komutanlığından ayrılmamıştır. Savaşın sona ermesiyle birlikte milletvekili ve Hunterston’da büyük toprak sahibi olarak daha çok yerel meselelerle ilgilenmiştir. 1921 yılında, Gelibolu’da yapılacak İngiliz anıtlarının yerlerinin tespiti için oluşturulan bir heyetle tekrar Seddülbahir’e gelmiş ve muharebe alanlarını ziyaret etmiştir. 1935’te emekli olduktan sonra, günlerini geçirdiği görkemli evindeki küçük kulede sabah egzersizi yaparken düşerek 1940 yılında hayatını kaybetmiştir.
Kaynakça
The National Archives (TNA). CAB 45/249.
TNA. WO, 33/713.
TNA. WO, 95/4273.
TNA. PRO, 30/57/61.
Bartlett, Ellis Ashmead. The Uncensored Dardanelles. London: Hutchinson&Co., 1920.
Hamilton, Ian. Gallipoli Diary. London: Edward Arnold, 1920.
Hickey, Michael. Gallipoli. London: John Murray, 1995.
Kıbıl, Mehmet. Çıkarmadan Tahliyeye Seddülbahir Muharebeleri. İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2025.
Mackenzie, Compton. Gallipoli Memories. New York: Doubleday&Doran, 1930.
McFarland Elaine. A Slashing Man of Action-The Life of Lieutenant General Aylmer Hunter-Weston. Germany: Peter Lang, 2014.
Raw, David. Gallipoli The Egerton Diaries and Papers. London: Helion&Company Ltd, 2020.
Wemyss, Lord Wester. The Navy in the Dardanelles Campaign. London: Hodder and Stoughton Ltd., 1924.
Weston, Aylmer Hunter. Taarruz ve Ölüm Bir İngiliz Komutanın Çanakkale Savaşı Günlüğü. Haz. Mehmet Kıbıl. İstanbul: Kronik Kitap, 2025.
Atıf
Kıbıl, Mehmet. “Aylmer Hunter-Weston”, Çanakkale Savaşları Ansiklopedisi, Ed. Murat Karataş, İstanbul: Çanakkale Savaşları Enstitüsü Yayınları (ISBN: 978-605-80897-7-8), 2025.
Mehmet Kıbıl, “Aylmer Hunter-Weston”, Çanakkale Savaşları Ansiklopedisi, Ed. Murat Karataş, Çanakkale Savaşları Enstitüsü Yayınları (ISBN: 978-605-80897-7-8), İstanbul 2025.
• Maddenin Dijital Nüshasını pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
DOI: https://doi.org/10.5281/zenodo.18202125
