ENİS BEHİÇ KORYÜREK
Kazım ÇANDIR
Enis Behiç Koryürek, 27 Şubat 1893 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Çocukluğu Makedonya’da geçen şair, 1909’da İstanbul’a gelmiş; son sınıfını okuduğu İstanbul Sultanisini birincilikle bitirmiştir (1910); aynı yıl Mülkiye Mektebine girmiş ve Temmuz 1913’te Mülkiye Mektebi’ni yine birincilikle ve pekiyi derece ile bitirme başarısını göstermiştir. İlki bir Fransız olan Gabi ve ikincisi Müfide Hanımla olmak üzere iki evlilik yapan şairin, ilk evliliğinden Hasan Argon adında bir oğlu vardır. Çok başarılı bir memuriyet hayatı geçiren Enis Behiç, hariciyeci olarak Bükreş ve Budapeşte’de görev almış; ayrıca Edirne Vilayeti Hukuk İşleri Müdürlüğü, Edirne Lisesinde Edebiyat ve Fransızca öğretmenliği, 1930-1936 yılları arasında Başbakanlık Yüksek İktisat Meclisi Umumî Kâtipliği, Ekim 1936’da İktisat Vekâleti İş Dairesi Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 1942 yılında Çalışma Bakanlığı Müsteşarlığına tayin edilmiş ve dönemin iktidarı ile olan siyasî görüş ayrılığı yüzünden 1944’te istifa ettirilmiş, 1945’te emekliye sevk edilmiştir. Demokrat Parti’den 1946’da Zonguldak milletvekili adayı olmuş fakat seçilememiştir. Ölümüne kadar bir daha kendisine resmî görev verilmediğinden, son yıllarını sıkıntı içinde geçiren Enis Behiç 17 Ekim 1949’da 56 yaşında Ankara’da vefat etmiştir.
Daha lise yıllarında şiirle meşgul olan Enis Behiç, ilk şiirlerini 1913’ten itibaren Şehbal mecmuasında yayımlamıştır. Şehbal’de yayınlanan ilk şiiri, “Vatan Mersiyesi” isimli, Namık Kemâl’in ruhuna ithaf edilen şiirdir. Ancak onun en ünlü şiirleri kahramanlık temasını işleyen ve Miras şiir kitabının; “Akdeniz Rüzgârları” bölümündeki “Eski Korsan Hikâyeleri” adı altında toplanan “Venedikli Korsan Kızı”, “Uğursuz Baskın”, “Gemiciler”, “Süvariler”, “Millî Neşide” ve fanteziler bölümünde aşk temalı; “Anahtar”, “Busenin Sesi” isimli şiirlerdir. Bunlardan başka “Ey Türkeli”, “Ordunun Duası”, “Çanakkale Şehitliğinde”, “Tuna Kıyısında”, “Turan Kızları”, “Ey Meriç”, “Kâbus”, “Vatan Mersiyesi”, “Vatana Mersiye”, “Buhran” diğer önemli manzumeleridir. Şair, şiire aruzla başlamış, daha sonra Ziya Gökalp’in etkisiyle heceye dönmüştür. Kendi döneminde Beş Hececiler ismi verilen gurubun bir üyesi olarak görülmüştür.
Enis Behiç’in doğduğu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu çöküş dönemindedir. İçinde bulunduğu cemiyetin acılarını yüreğinde hisseden şair, şiire lise yıllarında başlamış ve ilk şiirlerini de dönemin önemli dergilerinden biri olan Şehbâl’de, 1913’ten itibaren yayınlamıştır. Bu yıllar, Osmanlı Devleti’nin savaşlarla sürekli toprak kaybettiği, acı ve ümitsizliğin arttığı bir zaman dilimi olmuştur. 1911-1912 Trablusgarp Savaşı, 1912-1913 I. ve II. Balkan Savaşları, Çanakkale Savaşı’nın da yer aldığı 28 Haziran 1914-30 Ekim 1918 Birinci Dünya Savaşı, içinde birçok savaşı barındıran 19 Mayıs 1919-11 Ekim 1922 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı gibi önemli kırılma anlarını yaşayan şair, şüphesiz bunlara duyarsız kalmamış; bu büyük tarihî olaylarla ilgili şiirler kaleme almıştır.
Temasını doğrudan ya da dolaylı olarak savaşlardan ve vatan sevgisinden alan manzumelerin listesi yayınlanma sırasına göre şöyledir: “Vatan Mersiyesi”, “Mersiye-yi Vatan”, “Buhran”, “Ey Meriç”, “Harita Karşısında”, “Ah Ey Vatan”, “Sevgilim ve Kılıcım”, “Kısas”, “Niyaz”, “Şair ve Hilâl”, “Moskova”, “Kâbus”, “Gemiciler”, “Gemiciler 2”, “Münzevi Çoban”, “Süvariler”, “Çanakkale Şehitliğinde”, “Gurbet Duyguları”/“Tuna Kıyısında”, “Ey Türkeli”, “Ordunun Duası”, “Turan Kızları”, “Mağluplar ve Guruplar 1”, “Mağluplar ve Guruplar 2”, “Venedikli Korsan Kızı”, “Uğursuz Baskın”, “Türk Askerleri”, “Macar Duası”.
Yukarıda verilen şiirlerden “Vatan Mersiyesi”, “Mersiye-yi Vatan”, “Buhran”, “Ey Meriç”, “Harita Karşısında”, “Mağluplar ve Guruplar 1 ve 2”, “Ah… Ey Vatan!”, “Sevgilim ve Kılıcım”, “Niyaz” Birinci ve İkinci Balkan Savaşı zamanında kaleme alınırken; “Şair ve Hilâl”, “Moskova”, “Turan Kızları”, “Kâbus”, “Gemiciler 1-2”, “Münzevi Çoban”, “Süvariler”, “Çanakkale Şehitliğinde”, “Gurbet Duyguları”, “Ordunun Duası”, “Venedikli Korsan Kızı”, “Uğursuz Baskın” Birinci Dünya Savaşı sıralarında yazılan ve bu savaşı anlatan manzumelerdir. Ayrıca, “Ey Türkeli” Mudanya Mukavelesi üzerine Kurtuluş Savaşında kaleme alınmış bir metindir. Son olarak “Türk Askerleri” ise Peşte’de 24 Nisan 1921’de yazılmış ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşındaki (93 Harbi) Şıpka kahramanlarını konu edinmiştir.
Enis Behiç’in vatan sevgisi ve savaşı konu edinen en önemli manzumeleri, Balkan Savaşı hezimetinde yazılan, dönemin mersiyesi kabul edilen “Vatan Mersiyesi” ve “Mersiye-yi Vatan”dır. Namık Kemal’in ruhuna ithaf edilen bu şiirde şair, vatanın düştüğü içler acısı durumu anlatmıştır. Balkan hezimetinin en güzel ve en acı şekilde anlatıldığı manzume budur. Şiirin altında “Balkan inhizamında, 3 Kânunusani 1913” tarihi vardır. Vatanın düştüğü durum yüzünden gözyaşına boğulduğunu söyleyen şair, her bendin sonunda dönemi özetleyen “Gururum kırılmış, hayalim harap” mısraını söyler. Bu mısra dillerde pelesenk olmuş, ağızdan ağıza o dönemde yayılmıştır. Turgut Hayrettinli, bu şiirlere vurgu yaparak Balkan Savaşı manzumelerinin ilk olarak onun tarafından yazıldığını söyler. Fuzûli’den ilham alarak yazdığı ve Şehbal’de Arif Hikmet’e, daha sonraki yayınlarda Faik Âli’ye ithaf ettiği, “Vatana Mersiye” isimli manzume de yine vatanın zor durumda kaldığı Balkan felâketiyle ilgilidir. 3 Şubat 1913 tarihinde yazılan manzumede şair, vatanın ve milletin içine düştüğü güç durumu anlatır. Namık Kemal’in etkisinin açıkça görüldüğü bu iki şiirde şairin, büyük bir üzüntü ve ümitsizlik içinde olduğu görülmektedir. Balkan Harbi döneminde yazılan manzumelerden bir diğeri “Buhran” adlı metindir. Şair, bu şiirde Osmanlı ordusunda karanlık bir bozulmanın olduğunu söylerken, Allah’tan adalet istemesine rağmen bunun gerçekleşmediğini vurgular. Şairin onca ettiği dua kabul görmemiştir. Bu sebeple bunca cezanın, sonsuz günahımıza verildiğini söyler. “Oldum ümid ü ye’s ile ey Tanrı, tövbekâr;/ Sen yoksa, âh… tövbe kabul eylemez misin?” diyerek adeta bir isyana kalkışır. Bu şiirin yazılış tarihi 14 Mayıs 1923’tür. Balkan Harbi sırasında yazılan en önemli şiirlerden biri de “Ey Meriç”tir. Edirne’nin geri alınması sırasında yazılan bu manzumede şair, asırlarca bizim olmuş “Meriç” nehri ile konuşur. Kardeşi “Tuna”nın elden gittiğini söyleyen şair çok üzgündür. Şairin tek tesellisi, Edirne’nin alınmasıyla birlikte “Meriç” olur. “Her emelden ye’se düşmüş, kalkamaz bir milletin,/ Bir kadersiz milletin âhiyle cûş etmez misin?” sözleriyle hem onu hem de askerlerimizi galeyana getirmeye çalışır.
“Harita Karşısında” isimli metin 8 Mart 1329/21 Mart 1913’te yazılmış ve Talebe Defteri’nde yayınlanmıştır. Kitaplarında yer almayan bu şiirde şair, Osmanlının eski muhteşem günlerini anar ve “Gâlip kılıçla mağrur, iklimler geçirdik;/ Al bayrağım zemine serperdi penbelikler. / Al bayrağımla bizler mâzîye renk verdik;/ Heyhât… O penbe yurdum zulmette şimdi inler!..” sözleriyle artık şanlı geçmişten eser kalmadığını acı bir şekilde ortaya koymuştur. Talebe Defteri’nde yayınlanan “Ah… Ey Vatan” şiiri de yine şairin, Balkan felaketi yüzünden feryat ettiği bir manzumedir. Şair, her bendin sonunda “Ah… Ey vatan, ah… ey vatan!..” cümleleriyle iç çeker. “Niyaz”’da şair, vatanı için Allaha duada bulunur. Vatanı “müşfik, güzel kadın”a benzeten şair; bu topraklar üzerinde ebediyen “Türk’ün izi olsun” sözlerini, duasına ekler. Şiir, 14 Teşrinievvel 1328/27 Ekim 1912’de kaleme alınmış, 18 Temmuz 1330/31 Temmuz 1914’te Talebe Defteri’nde yayınlanmıştır.
Enis Behiç’in Birinci Dünya Savaşı yıllarında, dönemin savaş atmosferini anlatan pek çok manzumesi mevcuttur. Bunlardan Süleyman Nazif’e ithaf edilen ve “Fuzûlî”den ilham alınarak yazılan “Şair ve Hilâl” adlı metinde, “dedim, dedi” redifini kullanarak vatanın uyandığını, milletin din ve milliyetinin farkına vardığını anlatmıştır. Ziya Gökalp’la tanıştıktan sonra onun Turancı fikirlerinden etkilendiği anlaşılan şairin, bu şiirde yine kahraman ecdadını andığı görülmüştür. Metnin yazılış tarihi 14 Kânunuevvel 1330/27 Aralık 1914’tür. 12 Kânunuevvel 1330/25 Aralık 1914’te yazılan “Moskova” şiirinde şair, o beldeyi hıyanetlerle kararmış bir ülke olarak tasvir etmiştir. Bu şehirden büyük nefret duyan Koryürek, Moskova’yı kuduzlar memleketine benzetmiştir. Donanma mecmuasında yayınlanan “Turan Kızları”nda, şairin anlattığı “dalga dalga uzun saçlı turan kızları” vardır. Bu mısra, her bendin sonunda tekrarlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sıralarında yazılan manzumelerden biri, “Kâbus” isimli şiirdir. Şair bu metinde, birden bire uyandığını ve beynindeki zelzelelerin kendisini uyandırdığını, benliğinden utandığını ifade etmiştir. Bu hazin durumda, şairden Tanrı’ya ardı ardına sorular gelir: “İnliyordum: ‘Büyük Tanrı, şu zavallı yurduma bak! / Şu zavallı yurda bak ki, felâketler iklimidir. / Türk adıyla yarattığın senin kulun değil midir?” Metnin sonunda vatanda bir sabah ezanı okunur ve bütün vatanı bir teselli sarar.
Enis Behiç’in en güzel manzumelerini oluşturan “Gemiciler 1” ve Gemiciler 2” adlı metinler, Donanma mecmuasında yayınlanmıştır. “Gemiciler 2” 4 Haziran 1331/17 Haziran 1915’te yazılmış, aslında “Venedikli Korsan Kızı”nın bir parçasıdır. Yine bu şiirlere benzer “Süvariler” ve “Uğursuz Baskın” adlı iki önemli şiiri daha vardır. Şair bunlarda, Kânunî Sultan Süleyman dönemine ve Barbaros’un kahramanlıklarına göndermede bulunmaktadır. Enis Behiç, denizle ilgili şiirleri kaleme almadan önce, uzun süre Osmanlı denizcilik tarihini okumuş ve bunlardan terim olarak çok faydalanmıştır. “Gemiciler 1”de, bayrağın fedaisi sayısız Türk genci, hilale şan arayan korku bilmez gemiciler olarak tanıtılır. Gemilerinin rehberi yıldızlar olan bu yiğitler, denizde dalgalardan çıkan bahtiyar nağmeleri o geride bıraktıkları sevgili yurtlarına gönderirler. “Süvariler” şiiri de hemen hemen aynı şekilde kaleme alınmıştır. Kasırga gibi yedi bin neferlik bir süvari alayıdır bunlar. Bu neferler için varılmayan ufuklar uzak değildir. Bu neferler “Ey vatan, / Güzel Turan” dedikleri yeri aramaktadırlar. Gazilerin kılıçları her zaman kanlıdır. Bunlar bayrağa şan arayan yiğitlerdir. “Venedikli Korsan Kızı”nda şair, Akdeniz’de Venediklilerle yapılan mücadeleyi anlatır. Geminin adı “Deniz Ceylanı”, kaptanı ise korku bilmez “Gamsız Reis”tir. Tüm leventler “serdengeçti” korsanlardır. Venedikli bir gemi ile karşılaşan leventler, yaman savaşıp on altı şehit verseler de gemiyi ele geçirmişlerdir. Herkes Venedik gemisinin ganimetini paylaşır. Şair de kaptan köşkünde bulduğu Venedikli bir kadını ganimet olarak alır. “Elâ gözlü, minimini bir Venedik gelini” olan bu güzele sarılarak sen de benim payımsın, der. “Uğursuz Baskın” adeta bu şiirin devamı niteliğindedir. “Deniz Ceylanı” Akdeniz’in kartalı, kuş gibi, koca yiğittir. “Bizim gemi Akdeniz’de; Akdeniz’in kalbi bizde;/ Deniz bizim kalbimizde” diyerek giden leventler yine bir Venedik gemisiyle karşılaşırlar. Tanrısından kuvvet alan Türkler, din kuvvetiyle yine korsanları tepelemişlerdir. Fakat yangın çıkması sonucu mal peşine düşmezler ve ileriye doğru açılırlar. Ancak şairin geçenlerde ele geçirdiği Venedikli gelin güverteye çıkar. Leonora adındaki bu gelin, artık şairin sevgilisidir. Bir Venedikli iki el ateş ederek kadını öldürür. Buna çok üzülen kahraman levent, tam kendini öldürecekken “Gamsız Reis” hançeri elinden alır. Öç almadan ölmemesini söyler. Venedik gemisi batar ve kahraman ağlayarak gözyaşı döker. Bu yaşlar onun “matemdaşı” olur. “Münzevî Çoban” adlı metinde şair, aydınlığa âşık, karanlığa düşman bir çoban olduğunu söyleyerek; yere düşen gölgesinin kara bahtı olduğunu ifade eder. Çobanlar şaire: “-Ne beklersin efendi?” diye sorduklarında o, “Turan güneşi”ni bekliyorum cevabını verir. Şiirin yazılış tarihi 10 Haziran 1331/23 Haziran 1915’tir.
Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli cephesi, şüphesiz Çanakkale Cephesi olmuştur. İngiliz ve Fransızların, İstanbul’u ve Boğazları ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak istemeleri sebebiyle Çanakkale Cephesi açılmıştır. İngiliz ve Fransız gemileri, 19 Şubat 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye çalışmışlar; topçu bataryalarımızın olağanüstü gayretleri neticesinde boğazı geçemeyeceğini anlayan itilaf donanması, 18 Mart 1915’te geri çekilmiştir. İtilaf devletleri, Gelibolu yarımadasına asker çıkarıp boğazı denetim altına almak için bu sefer kara savaşlarını başlatmışlardır. Bu amaç doğrultusunda 25 Nisan 1915’te İngilizler Gelibolu’ya, Fransızlar Kumkale’ye asker çıkarmışlar; Mustafa Kemal komutasındaki Türk kuvvetleri Anafartalar, Conkbayırı, Seddülbahir, Çimentepe ve Arıburnu savaşlarını kazanarak Gelibolu yarımadasının düşmanın eline geçmesine izin vermemişlerdir. Yaklaşık sekiz ay süren kara savaşlarını da kaybeden itilaf kuvvetleri, Çanakkale Boğazı’nı geçemeyeceklerini anlamışlar; 9 Ocak 1916’da mağlup olarak Çanakkale’den çekilmişlerdir. Çanakkale’de kazanılan bu büyük Türk zaferi, savaşın iki yıl uzamasına sebep olmuştur.
Savaş sürerken Harbiye Nezâreti, bir kampanya çerçevesinde sanatçılardan ve edebiyatçılardan oluşan bir kafileyi Çanakkale Cephesine götürerek gezdirir. 28 Haziran 1331/ 11 Temmuz 1915’te İstanbul’dan yola çıkan kafilenin harp sahasını ziyareti, gidiş dönüş günleri hariç on gün sürmüştür. Bu heyette Enis Behiç’in yanı sıra şu isimler yer almıştır: Ağaoğlu Ahmed, Ali Canip, Celal Sahir, Ressam Çallı İbrahim, Hakkı Süha, Hamdullah Suphi, Hıfzı Tevfik, Mehmed Emin, Eski Tanin Gazetesi Muharriri Muhiddin, Ressam Nazmi Ziya, Orhan Seyfi, Ömer Seyfeddin, Eski Dârü’l-eytamlar Müdürü Selahaddin, Bestekâr Yekta, Yusuf Razi ve İbrahim Alaaddin.
Enis Behiç, Çanakkale harp sahasından geldikten bir ay sonra “Çanakkale Şehitliğinde” adlı manzumesini yayınlar. Şiirin yazılış tarihi 19 Ağustos 1331’dir. Türk Yurdu’nda yayınlanış tarihi 10 Eylül 1331/23 Eylül 1915’tir. Çanakkale’de karşılaştığı tablo karşısında gözyaşlarına hâkim olamayan şair, “günahkâr gözyaşlarının” şehitlere layık olmadığını düşünür. Kendi arkadaşlarının da cephede kaybolduğunu vurgulayan şair, Çanakkale’de şehit olanlara şöyle seslenir:
“Sizler ki bilinmez isimleriniz,
Bu taşsız mezarlar değil yeriniz;
“Türklüğün Tarihi” türbeniz sizin,
Kandili “hilâl”dir bu türbenizin.”
Şairin Çanakkale ile ilgili kaleme aldığı bir başka şiir, “Ordunun Duası”dır. 1927’de yayınlanan ve “Miras”ta yer alan bu şiirin altında “Umumî Harpte, Çanakkale Cephesinde, 1915” ibaresi vardır. Ahmed Yekta Bey tarafından bestelenen şiir, o sıkıntılı günlerde ordunun diliyle Allaha dua mahiyetindedir. Münacat özelliği gösteren şiirde, şair Rabbine şöyle seslenir:
Ey ulu Tanrı, işte biz:
İmanımız lekesiz,
Yüz sürdük vatanın toprağına.
Ey ulu Tanrı, işte biz:
Öz Türkoğlu erleriz;
Toplandık “Milliyet” bayrağına.
Bağrımızdan kopup gelen,
Sana kadar yükselen
Bu duâyı kabul eyle, âmin!
Göklerinde dalga vuran,
Dünyaları dolduran
Bu duâyı kabul eyle, âmin!
***
Ey ulu Tanrı, her zaman
Hak yolunda parlayan
Süngümüz yerlere eğilmesin!
Ey ulu Tanrı, her zaman
Bu kahraman ordudan
Tarihin şerefi eksilmesin!
Yurdumuzun, o sevgili
Annemizin emeli
Her devirde zafer bulsun, âmin!
Tanyerinde bu al bayrak
Karanlığı yakarak
Her devirde zafer bulsun, âmin!
***
Ey ulu Tanrı, el açtık:
Yetimlere pek yazık,
Çiğnetme düşmana memleketi!
Ey ulu Tanrı, el açtık:
Kan isteriz biz artık;
Ağlatma yeniden bu milleti!
İntikama and içenler,
Canından vazgeçenler
Dergâhında aziz olsun, âmin!
Ceng ederken vurulanlar,
Son şerefi bulanlar
Dergâhında aziz olsun, âmin!
-Umumi Harpte, Çanakkale Cephesinde, 1915-
Birinci Dünya Savaşı sırasında yazılıp Türk Yurdu’nda 29 Mart 1333/29 Mart 1917’de yayınlanan “Gurbet Duyguları” şiiri de şairin önemli manzumelerindendir. Budapeşte’de 12 Kânunuevvel 1332/25 Aralık 1916’da yazılan şiir, şairin vatan hasretiyle tutuştuğu bir zamanda kaleme alınmıştır. Evinden, annesinden uzakta olan şair, gurbette yalnız kalmıştır. Tuna’nın üstünde batan güneş, ona yurdunu hatırlatır. İstanbul’un bütün Türk ili olduğunu söyleyen şair, Budin’in de vaktiyle bizi tanıdığını vurgular. Bir gece yıldızlarla süslü gökyüzüne bakan şair, doğan ayı Turanlı dilber bir kıza benzetir. Tuna’nın muhteşemliği, Budin evlerinin göz kırpması şairi derin duygulara iter. Yurduna, “Macar” deyişlerinden dolayı onlara imrenen şair, “Ya benim vatanım ya benim vatanım?” diyerek iç çeker. Zaferi çağıran şair, şu sözlerle şiiri nihayetlendirir:
Gel ey çok sevgili zafer sabahı
Bayrağım fecrine armağan olsun.
Yurdumun dört sene evvel ki âhı
Tarihte bir hazin imtihan olsun.
Mudanya Mukavelesi üzerine 15 Teşrinievvel 1338/15 Ekim 1922 Pazar günü yazılan “Ey Türkeli” manzumesi, Yıldız mecmuasında 1 Şubat 1341/1 Şubat 1925’te yayınlanmıştır. Şiirin ilk bölümünde eski acı günleri hatırlatan şair, vatan için en derin mezarın kazıldığını söylerken, ağlamaktan gözlerinin nurunun söndüğünü ifade eder. Millet kara bayraklarla vatan için yas tutmuştur. Fakat bugün artık farklıdır. Şair, burada Namık Kemal’in gür sesiyle düşmanlara meydan okur. Enis Behiç’in ayrıca Peşte’de 24 Nisan 1921’de Macar şairi Dalmadi Gyözö’nün manzumelerinden tercüme ettiği “Türk Askerleri” adlı bir şiiri de vardır. Bu şiirde, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbindeki (93 Harbi) Şıpka Balkanlarını müdafaa eden Türk askerlerinin kahramanlıkları anlatılır. Ayrıca şairin, “Macar Duası” isimli şiiri Macarların kurtuluşunu arzu eden, onun için Tanrıdan samimi olarak istekte bulunan yüce gönüllü bir insanın terennümünü anlatır. Şiir adeta bir münacattır.
Hülâsa Enis Behiç Koryürek, Balkan Savaşları ile başlayan ve Millî Mücadele ismi de verilen Kurtuluş Savaşı bitimine kadar içinde yaşadığı toplumun duygularına tercüman olmuş manzumeler kaleme almıştır. Vatanın düştüğü acı durumu gözler önüne serdiği bu şiirlerinde, şairin ümitsiz olduğu görülür. Ancak onun Balkan felâketini anlattığı “Vatan Mersiyesi” uzun yıllar dillerden düşmemiştir. “Çanakkale Şehitlerine” manzumesi de dönemin önemli şiirlerinden biridir. Millî Edebiyat döneminin önemli şairlerinden biri olan Enis Behiç’in, ayrıca bu dönemde pek çok kahramanlık şiirleri yazarak Osmanlının eski gücünü hatırlatmaya çalışması, aslında milletimizi kendine getirebilme çabasından başka bir şey değildir. O dönem açısından bakıldığında da bunda başarılı olduğu görülmüş, bahsedilen şiirler uzun yıllar hafızalarımızı ve ders kitaplarımızı süslemiştir.
Kaynakça
Ağaoğlu, Samet. “Rahmetli Enis Behiç”. Zafer, 19 Ekim 1949, sayı: 184; 3.
Betin, Saffet Örfî. “Enis Behiç’in Miras’ı”. Hayat, 1927, C. II, sayı: 43; 335-336.
Çakır, Ömer. Türk Şiirinde Çanakkale Muharebeleri. Ankara: AKM Yayınları, 2004.
Çandır, Kazım. “Enis Behiç Koryürek, Hayatı, Sanatı, Eserleri”. (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2014.
Çolak, Melek. Enis Behiç Koryürek’ten Budapeşte’ye Mektuplar. Ankara: Akçağ Yayınları, 2009.
Dıranas, Ahmed Muhip. “Enis Behiç Koryürek”. Zafer, 20 Ekim 1949, sayı: 174; 2.
Dizdaroğlu, Hikmet. “Miras ve Güneşin Ölümü”. Hisar, Şubat 1952, sayı: 22; 14-15.
Enis Behiç Koryürek’ten Miras ve Güneşin Ölümü. Haz. Fethi Tevetoğlu. Ankara: Güneş Matbaacılık, 1951.
Gezgin, Hakkı Sühâ. “Enis Behiç’in Şiir Mecmuası, Miras”. Hayat, 8 Eylül 1927, C. 2, sayı: 41; 295-296.
Gürsey, Süreyya Reşid. “Miras”. Millî Mecmua. 15 Ekim 1927, sayı: 96; 1552-1553.
Koryürek, Enis Behiç. “Buhran”. Şehbâl, 15 Haziran 1913, sayı: 77; 94.
Koryürek, Enis Behiç. “Çanakkale Şehitliğinde”. Türk Yurdu, 10 Eylül 1331/23 Eylül 1915, sayı: 92; 2743-2745.
Koryürek, Enis Behiç. “Gemiciler”. Türk Yurdu, 12 Mayıs 1331/25 Mayıs 1915, sayı: 83; 2576-2577.
Koryürek, Enis Behiç. “Gurbet Duyguları”. Türk Yurdu, 29 Mart 1333/29 Mart 1917, sayı: 131; 3376-3377.
Koryürek, Enis Behiç. “Mersiye-yi Vatan”. Şehbâl, 1 Nisan 1913, sayı: 73; 7.
Koryürek, Enis Behiç. “Süvariler”. Türk Yurdu, 21 Mayıs 1331/3 Haziran 1915, sayı: 84; 2607-2608.
Koryürek, Enis Behiç. “Vatan Mersiyesi”. Şehbâl, 28 Şubat 1913, sayı: 70; 427.
Koryürek, Enis Behiç. Miras. İstanbul: İkbâl Kitaphanesi, 1927.
Miras ve Güneşin Ölümü. Haz. Fethi Tevetoğlu. Ankara: MEB, 1971.
Miroğlu, A. Cemil. “Enis Behiç Koryürek İçin”. Zafer, 21 Ekim 1949, sayı: 175; 2.
Necatigil, Behçet. Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü. İstanbul: 17. Baskı, İstanbul: Varlık Yayınları, 1998, 230-231.
Onbulak, Sinan. “Enis Behiç”. Zafer, 17 Ekim 1950, sayı: 532; 5.
Orhon, Orhan Seyfi. “Enis Behiç”. Zafer, 18 Ekim 1951, sayı: 898; 2.
Ortaç, Yusuf Ziya. Portreler. İstanbul: Akbaba Yayınları, 1960, 129-133.
Oruz, İffet Halim. “Kadın Gözüyle, Enis Dostum!”. Kadın, 16 Ekim 1950, sayı: 190; 2.
Ozansoy, Halit Fahri. “Enis Behiç Koryürek”. Son Posta. 28 Ekim 1949, sayı: 1274.
Sevük, İsmail Habib. Hecenin 5 Şairi. İstanbul: Yeni Matbaa, 1956, 33-50.
Sevük, İsmail Habib. Türk Teceddüd Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1924, 663-664.
Solok, Cevdet Kudret ve Yaşar Nabi Nayır. “Enis Behiç”. Meşale, 1 Ağs. 1928, sayı: 3; 2-3.
Solok, Cevdet Kudret. “Enis Behiç- Mîras”. Servet-i Fünûn, Kasım 1927, sayı: 1933; 158.
Süreya, Cemal. Mülkiyeli Şairler. İstanbul: Ekin Basımevi, 1966, 1-6, 21-24.
Tevetoğlu, Fethi. Enis Behiç Koryürek, Hayatı ve Eserleri. Ankara: Güneş Matbaacılık, 1951.
Tuğal, Şükrü Halil. “Hazin Bir Hâtıra, Enis Behiç’in Ardından”. Zafer, 20 Ekim 1949, sayı: 174; 2.
Tuncor, Ferit Râgıb. “Enis Behiç Koryürek”. Kadın, 16 Ekim 1950, sayı: 190.
Yazar, Mehmed Behçet. “Edebiyatçılarımızı Tanıyalım: Enis Behiç Koryürek”. Yedigün, 16 Ocak 1940, sayı: 358; 17.
Zorlutuna, Halide Nusret, “Merhum Enis Behiç’e Dair Hatıralar”. Kadın, 13 Kasım 1950, sayı: 194; 2.
Atıf
Çandır, Kazım. “Enis Behiç Koryürek”, Çanakkale Savaşları Ansiklopedisi, Ed. Murat Karataş, İstanbul: Çanakkale Savaşları Enstitüsü Yayınları (ISBN: 978-605-80897-7-8), 2023.
Kazım Çandır, “Enis Behiç Koryürek”, Çanakkale Savaşları Ansiklopedisi, Ed. Murat Karataş, Çanakkale Savaşları Enstitüsü Yayınları (ISBN: 978-605-80897-7-8), İstanbul 2023.
• Maddenin Dijital Nüshasını pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
DOI: https://doi.org/10.5281/zenodo.13749068
